Perşembe, Temmuz 20

*11 - Korku

30.12.2011 * İzmir

 “Her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu eğitimin de sonu gelmişti. Artık Yohan'ın yanından ayrılma vaktim gelmişti. Hiç kolay olmamıştı tabi ki.. Neredeyse 10 senedir oradaydım. Yohan'ın eğitmenlerinden biri olarak irreligiosodaydım.”

Selim yine kahvede herkesi başına toplamış anlattıkça anlatıyordu. Derin bir iç çekti, hayat insanı nelerle karşılaştırıyor diye düşündü. O kadar çok yaşadığı şey vardı ki. Çocukken hayal ettiği şeyleri ve yaşadığı şeyleri düşündü. “Ne kadar da farklı” dedi sessizce. Ve devam etti anlatmaya. Gözleri de hafif dolmuştu.

 “Artık kitap olmadan da gayet başarılıydı Yohan, kitabı da rahatça okuyabiliyor hatta yazabiliyordu. Bu çocuk başından beri tuhaftı ve yaptığı şeyleri bilseniz inanır mıydınız bilemiyorum..”

 11.06.1987 * Amsterdam

“Artık benim görevim bitti Yohan. Unutma sen farklısın, içindeki gücü kötüye kullanma. Günü geldiğinde ne demek istediğimi anlayacaksın.”

Sessiz bir çocuk olan Yohan ilk defa birinden ayrılıyordu, daha doğrusu ayrıldığını bilecek yaştaydı. Sevdiği başka eğitmenler de vardı fakat Selim ayrıydı ve işte gidiyordu. Yohan hiçbir şey söylememişti sadece ağlamamak için kendini tutuyor ve öylece duruyordu ayakta.

“Sana söylediğim şeyi hatırlıyorsun değil mi Yohan? Bana güveniyor musun?”

Yohan başını evet manasında salladı. Selim Yohan'a başının arkasından bir iğne vurdu. Yohan'ı hipnoz ederken daha kolay olması içindi bu. Yohan'a kitabı unutturmak istiyordu ve kitabı da Harm'a verecekti. Harm da zamanı geldiğinde bir şekilde Yohan'a ulaştıracaktı. Casca'nın bu durumdan hoşlanmayacağını biliyordu ancak Harm ve Hylar ile konuşup böyle anlaşmıştı. Casca'nın her geçen gün kendini elde ettiği güce kaptırdığına inanıyorlardı.

“Sana inancım tam Yohan, belki bir daha hiç görüşemeyebiliriz ama ben senin neler yapabilecğeini biliyorum.”

Son kez sarıldı Selim Yohan'a ve oradan ayrılmak için yola koyuldu. Sessiz sessiz ağladığını fark ediyordu Yohan'ın. Ama güçlü kalacağını da biliyordu. Yohan da Selim gittikten sonra daha da sessizleşmişti. Kendini sürekli kitap okumaya ve geliştirmeye vermişti. Eğitimdeki herkes onun bugüne kadar ki en iyisi olduğunu düşünüyordu.

20.01.1988 * İstanbul

Harm, Hylar ve Selim Casca'dan habersizce buluşmuşlardı. Artık ona çok güvenmiyorlardı. Her ne kadar Casca bunu Kutsal Roma İmparatorluğu için yaptığını söylese de yine de güvenemiyorlardı. Selim söze girmişti direk.

“Ee.. şimdi napacağız? Eğitim tamamlandı, Casca'da başa geçti.”

Harm artık beklemeleri gerektiğini söyledi, Yohan oradan çıkana kadar bekleyeceklerdi ve sonra bir şekilde iletişim kuracaklardı.

“Yaşlı Harm'ın da haberi var mı? O da gelseydi.”

“Ah hayır o gelmek istedi, işlerinin olduğunu söyledi. Papa ile görüşecekmiş, arayı sıkı tutma işleri.”

Biraz konuştuktan sonra beklemekte karar kıldılar, Yohan'ın oradaki eğitimi tamamlamasına daha yedi sene vardı. Selim bir şekilde irreligiosodan kurtulmaya çalışacaktı. Harm ve Hylar ise sadece gözlemleyeceklerini söylediler.

30.12.2011 * İzmir

Çayından bir yudum daha aldı Selim. Herhalde aklına birçok şey gelmiş olmalı ki bugün üstünde ayrı bir hüzün vardı. Kahvedeki herkese de sirayet etmişti. Bir dakika kadar sessizlik olmuştu. Ama bu bir dakikaya seneler sığmıştı.

“Zaman ne kadar da ilginç bir kavram değil mi?” dedi yanındakilere. Uzak masalardan duyulmamıştı.

“İşte böyle ahali, böylece o genç çocuğu kaderine terk ettik ve Allah'a güvendik. Yaratıcı'ya güvendik. İnsan kaç defa yaşarsa yaşasın, birinden ayrılmak her seferinde zor gelir. Ve ben defalarca ayrıldım, bir gün sizlerden de ayrılacağım. Ama o zaman size zor gelir mi bilmem..”

Tabi birçok kişi hemen “ne diyorsun aga, ağzından yel alsın, Allah gecinden versin” gibi tepkiler verdi. Seviyorlardı gerçekten Selim'i, anlattığı birçok şeye inanmak zor olsa bile.

“Bir keresinde Eli ile konuşma fırsatım olmuştu. Irreligiosonun başındaki kişiydi, Casca geçmeden önce. Gerçekten çok ilginçti. Başka bir zaman da onu anlatırım size.”

Çayını bitirdikten sonra yavaş yavaş eve doğru yol almaya başladı Selim. Tarık da uzun süredir İtalya'daydı abisini bulmaya gitmişti. En azından Selim öyle biliyordu. Ara ara görüşüyorlardı telefonla ama Tarık çok da bir şey söylemiyordu. Kitabı kullanmak geçti aklından ama çok uzun bir süredir eline almamıştı. Yapabileceğinden hatta dayanabileceğinden bile emin değildi.

Eve geldiğinde bir süre televizyona baktı. Sonra bir şeyler atıştırdı. Evde gezinirken kitapla göz göze geldi, eşi Hüma da yanındaydı. “Yapabilirsin Selim” sesini duydu. Kitabın içindeki hareketlenmeleri görebiliyordu fakat korkuyordu, her şeyin kötüye gitmesinden.