Salı, Temmuz 25

*12 - İyiler ve Kötüler

02.02.2012 * Çocuk odası

   “Biraz daha kalamaz mısın bizimle?” dedi çocuk üzgün bir şekilde.

   “Artık gitmem lazım, biliyorsun başka işlerim var beni bekleyenler var. Ama bundan sonra daha sık görüşürüz. Üzme kendini.”

   “Gerçekten babamın anlattığı gibi biri misin?”

   “Nasıl anlatıyor ki beni?”

   “Birkaç kez duydum onu başkalarıyla konuşurken, sizi hiç sevmiyor sanıyordum.”

   “Ne zaman duydun bunları?”

   “Daha birkaç gün önce, sen dışarıdayken o adamlar yine geldi. Babamla bir sürü şey konuştular.”

   Bunun üzerine ne diyeceğini bilememişti. “Sağol evlat, ben de öyle sanıyordum ama değilmiş.”

03.02.2012 * İzmir

   Tarık telaşlı bir şekilde kahvedekilere babasını soruyordu. Fakat kimseden net bir cevap alamıyordu. Babasının en yakın arkadaşına döndü.

   “Hüseyin abi sen de mi bilmiyorsun ne olduğunu? Allah aşkına bir şey söyleyin biriniz.”

   “Oğlum yok işte baban, biz de anlamadık. Birkaç gündür gelmedi kahveye, merak edip eve baktık ancak evde de yok. Polise haber verdik kayıp diye. Civarı dolanıyoruz birkaç gündür ama henüz bir şey çıkmadı.”

   Tarık anlam veremiyordu olanlara. Yoksa abim mi yaptı diye geçirdi aklından. Sonra da orada bulunduğu süre boyunca abisini çok iyi gördüğünü düşündü. Tekrar eve döndü, ne olmuş olabileceğini düşünmeye başladı. “Kitabın her şeyi göstermemesi ne kötü” dedi içinden. “Annem de böyle ölmüştü zaten, lanet olsun. Şimdi de sıra babamda.” Kitabı suçlaması için yeterli neden vardı. Ama şimdi sırası değildi ve babasını bulması gerekiyordu.

   “Alo, hey, Osman benim Tarık. Nasılsın nasıl gidiyor?” en samimi arkadaşı Osman'ı aramıştı yardım için. Osman da uzun yıllardır Vicino içindeydi ama kitabı okuyabilenlerden değildi. İyi bir savaşçı olmasının yanısıra aynı zamanda yazılımcıydı. Tarık ile çok iyi anlaşıyorlardı birçok göreve katılmışlardı.

   Osman eve geldiğinde Tarık'ı umduğundan sakin gördü. Osman direk konuya atlamıştı.

   “Şu bahsettiğin kitap, hala evde mi? Belki bir işe yarar ne dersin?”

   “Evet baktım ama evde değil. Babamın tekrar onu kullanmaya cesaret edebileceğini sanmıyorum. Onun yüzünden biliyorsun işte..”

   Bu arada bir yandan da bilgisayardan kameraları kontrol ediyordu. Evin etrafında kamera olmaması kötü olmuştu ama civar kameraları kontrol etmeye başladılar. Tek şansımız bu diye düşünüyordu Tarık.

   “Abine de sorsan acaba, belki bir şeyler biliyordur.”

   “Aslında geldi aklıma ama nasıl soracağımı bilemiyorum. Onu suçluyormuşum gibi hissedecek.”

   Bu sırada telefonu çaldı Tarık'ın, abisi Yusuf arıyordu.

   “Tarık naptınız, bulabildiniz mi bir şey?”

   Hala bir sonuç yoktu. Osman Tarık'ı motive etmeye çalışıyordu bir yandan da kameralara bakmaya devam ediyorlardı.

   “Merak etme bulacağız Selim Ağa'yı, bir şey olmaz ona yaşlı kurt o yaşlı kurt.”

03.02.2012 * Ege Denizi

   Selim elleri bağlanmış ve gözleri kapatılmış şekilde oturuyordu. Etrafındaki seslerden ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Ellerini bağlamaları ve gözlerini kapatmaları dışında kötü davranmamışlardı. Kendisi de karşı koymamıştı zaten, manasız gelmişti çabalamak. Kabullenmişti olacakları ve bekliyordu sadece. Sonunda biri gelmişti.

   “Hey, yaşlı kurt, gözleri açma zamanı.”

   Gözlerini açtığında karşısında iri yarı birini gördü. Kim olduğunu çıkaramamıştı, daha doğrusu hiçbir fikri bile yoktu. Sadece “Tüm bunlar ne için?” diye sordu.

   “Demek beni hatırlayamadın ha, o kadar değiştim galiba. O kitap işe yaramıyor mu artık yoksa? Geleceğimizi bilmiyor muydun?”

   Böyle deyince biraz daha zorladı hafızasını ama hiçbir şey çıkmıyordu.

   “Sen bir efsanesin Selim, sen Yohan'ı eğiten kişisin. Bizi de eğittin ama Yohan'ı bambaşka yaptın. Ve o kitapla ilgili şeyleri de biliyorum. Yohan'ı hepimizin başına musallat eden sensin. Her şeyi mahvettikten sonra da ortadan kayboldu. Tıpkı senin ortadan kaybolman gibi. Ama sağolsun Tarık abisini bulmaya koyulunca biz de seni bulmuş olduk.”

   Selim çok sinirlenmişti “Hala kin mi tutuyor bu çocuk 20 sene oldu be!” dedi içinden. Fakat yüzünden okunuyordu siniri. Ve hala çıkaramamıştı karşısındakinin kim olduğunu ama eğittikleri arasında olduğuna göre irreligiosodan biri olmalıydı.

   “Ne istiyor irreligioso hala benden? Hem sizi bitirdiğini söylemişti Yohan.”

   “O'nun bitirdiği şey sadece bir saçmalık, yıkılsın daha iyi zaten. Şu an yeniden düzen kuruluyor. Hem de çok daha güçlü bir şekilde. O yüzden sana ihtiyacımız var.”

   İşler burada ilginçleşmişti Selim için. Ona bir şey yapmak için değil ondan faydalanmak için kaçırmışlardı.

   “Ve bir şey söyleyeyim mi Selim. Yüzyıllardır belki de daha fazla.. İki taraf da birbiriyle savaşıyor diğerini kötü gördüğü ve onu bitirmek için. Fakat yaşadıklarım bana ne öğretti biliyor musun? İyiler ve kötüler yok. Kötüler ve onları öldürmek için kötü olanlar var. Bu dünyada iyilere yer yok yaşlı dostum..”